13 Kasım 2016

'hiç'lik

Yürekte yanan ateş avuçlara düştü
gül oldu...

gün, ay, yıl, yıllar geçti beklendi
beklenen umut oldu...

gelmedi,
gelmedikçe en büyük dualara sebep oldu...

duayı ettiren dert, gün geçtikçe şükür oldu....

derdine şükreden benlik hiç oldu...

sonunda hiçliğe ulaşan,

bekleneni karşılar oldu...


                                                                               H.Ç


Taslak halinde kalmış bir şiirimi paylaşayım istedim...uzun bir aradan sonra...

sevgiyle...


5 Mayıs 2016

OLDU DA BİTTİ MAŞALLAH

Oldu, bitti, geçti, gitti...çok şükür...
Erkeklerin hafızalarından silenemeyen maceralarından biri olan sünnet kısmını biz hafızasında yer etmesin diye erkenden hallettik :) 
Ay nasıl olur? Çok mu erken? Zor mu olur? Çok mu acı çeker? Nerede yaptırcaz? Doktoru nasıl seçelim? Lokal mi genel anestezi mi? gibi uzayıııııp giden sorulardan ve daha  önceki yazımda bahsettiğim endişelerden sonra nihayet beynimdeki düğüm çözüldü :) 
19 Nisan 2016 Salı günü minik bebeğim canım oğlum sünnet oldu :)
Şimdi gülüyorum,rahat rahat anlatıyorum ancak sünnet öncesindeki son bir haftayı, gerginlikten etrafıma saldırdığım, ihanet ediyorum duygusuyla oğlumun yüzüne bakmaya utandığım günleri hatırlamak bile istemiyorum. Hele ki sünnet esnası.... Aman Allahım....Yok yok kelime bulamıyorum... Annelik resmen delilik!
Kendi ellerinle veriyorsun, odaya alıyorlar, ağlayışını duyuyorsun, gidemiyorsun,çünkü yapabileceğin bir şey yok. NOKTA!
Aslında beni her konuda bilgilendirmişlerdi hatta yanında durabileceğimi de söylediler; son ana kadar 'belki' dedim ama yapamadım :(  iyi ki de girmedim...
Sünnet için biz bölgesel uyuşturarak yapan bir hastane tercih ettik. Doktorla ön görüşme yaptık ve bize her şeyi detaylarıyla anlattı. Yanında en fazla iki kişinin girebileceğini söyledi. Bizim gönüllülerimiz eşim ve babam oldu. Oğluma ilk önce bölgenin uyuşması için iğne yaptılar. Bizimle 5-10 dakika bekledi. Daha sonra sünnet için bir odaya girdiler ve oldu bitti. Odada kalmaları yaklaşık 15 dakika falan sürdü:) İşte bu kadardı :) Ama bayağı ağlamış yorulmuştu...
Hemşire beni bilgilendirirken söylemişti evet, ağlayacak; ama acıdan değil. Rahat hareket edemeyeceği için huzursuzluktan ağlayacak diye. O gün öğle uykusunu da tam uyuyamadığı için bir de onun huzursuzluğu eklenmişti. İşlem bittikten sonra biz kavuştuk ve bebeğim hemen uyudu :)
Doktor bizi, daha önce de söylediği gibi, sadece kendisinin söylediklerini yapmamız konusunda tekrar uyardı. Yapmamız gereken de fazla bir şey yoktu aslında. Sadece doktorun verdiği kremi her alt açmada uygulayacak, normal bezini bağlamaya devam edecek ve doktorun verdiği şurupları içirecektik. Halk arasındaki yaygınlaşmış uygulamaların hepsini öğrenmiş olacak ki bizi en başta uyardı "kesinlikle bardak kapatma, sünnet kilodu giydirme, büyük numara bez kullanma istemiyorum!" dedi. Bunları ben de duymuştum ve soracaktım ki doktor sormama fırsat vermedi. Sünnet sonrasında  hareketlerini etkileyecek bir durum olmadığını ve bizim de hareketlerini kısıtlamadan normal davranmamız gerektiğini söyledi. 3 gün sonra banyo yaptırmamızı ve bir hafta sonrasına da kontrol için kendisini görmemizi söyledi.
Herkes ilk günün zor olacağını, bölgenin uyuşukluğu geçince acı hissedip ağlayacağını söylemişti. Çok şükür biz bu durumu pek yaşamadık, sadece altını açıp kremini sürerken ağladı. Onun dışında normal yaşantısına devam etti kuzucuk. Ben mi? Ohhhhh.... İşlem bitmişti, bebeğim yanımdaydı, huzursuzluğu yoktu, ayaklarım yere değmiyordu :) Sünnet olduğu kısmı saymazsak hayatın normal akışına devam ettik.
Bir hafta sonrasında kontrole gidip hiçbir sorun olmadığını  öğrendiğimizde daha da rahatladık...
Eveeet işte bu kadar! Belki oğlumun ilerde heyecanla anlatabileceği bir sünnet hikayesi olamayacak ama ben bunun için bize kızmak yerine teşekkür edeceğini düşünüyorum. Elimden geldiğince ona anlatabileceğim, fotoğraflarda gösterebileceğim anılar biriktirmeye çalıştım. Umarım onlarla mutlu olur. Kendimce odasını süsledim mesela,sünnet yatağı hazırladım oğluma :) Kayınvalidem biz evlenirken eşimin sünnet yatağına serdikleri yatak takımlarını vermişti şans getirir kızım bu diye :) Aklıma o geldi. Benim bebeklik takımımdaki parçalardan da ekleyerek serdim. Böylece oğlumun gayet nostaljik ve duygusal bir sünnet yatağı olmuş oldu :) Eşim inanılmaz mutlu oldu,tabii ben de :)
Ankara'dan ailemin ve teyzemlerin gelmesi de bize hem destek hem moral oldu hem de oğlumun sünnet anısını renklendirdi. Tıbbi bir operasyonu geleneklerimiz çerçevesinde seremoniye dönüştürmeye çalıştık :) Bir günün içinde gurbet ellerde hızlandırılmış adetler silsilesi yaptık :)
Hastaneden eve döndüğümüzde sünnet  duasını yaptık; akşamına sünnet yemeğine bile çıktık :)
Düğün meselesi de artık küçük beye kaldı. İlerleyen zamanlarda eğer o isterse ayarlıcaz artık bir çalgı çengi ne yapalım :)
İşte böyle...benim minik bebeğim bunu da atlattı...çok şükür...biraz da büyüdü sanki, sünnet sonrası ayrı bir hava farklı bir güven geldi oğluma :) Hareketleri falan ciddileşti, geri geri emeklemeye başladı :)) Erkek oldu ya artık!! Ağzından salyalar akan, koltukları bile kemirmeye çalışan, yerlerde yuvarlanıp emeklemek için mücadele veren bir erkek ! :)

Bu arada bir bilirkişi olarak değil ama yeni tecrübe etmiş bir anne olarak bebekken sünnet ettirmeyi tavsiye edebilirim...

Bizim için kayda değer olan bu anımızı okuduğunuz için teşekkür ederim...
Sevgiyle...




15 Nisan 2016

BEYNİMDEKİ DÜĞÜM-SÜNNET-

Ana düşünce var. Yardımcı düşünceler yok.sadece esas konu neyse o dolanıp duruyor. O düğüm çözülmüyor,analiz edilemiyor,ayrıştırılamıyor,parçalara ayırıp kolaylaştırılamıyor.
Ve şu sıralar dolanıp duran yeni düğümüm oğlumun sünneti. Nasıl bir gaza gelip de bebekken sünnet ettireceğim dedim bilmiyorum. Çabuk iyileşir,hiç hatırlamaz,sorunsuz atlatır diye tavsiye edenlerin etkisi elbette ki çok büyük...
Sadece kelimenin kendisi var beynimde...Ne olur, nasıl olur,nerede olur,ne yapmalıyım oturup düşüneyim diyorum YOK! Yine sadece kelime...
Aslında bebeğimin cinsiyetini öğrendiğimiz gün başladı bu düşünceler...O zaman ne kadar 'cesur ve kararlı' bir anne adayıysam artık "ayy doğar doğmaz sünneti de olsun" demiştim. Lakin zaman gelince "yok ya hem doğum hem sünnet zor olur, bir iki ay sonra yaptırırız" dedim. Ve o bir iki ay da geçti, bu arada ben, o zamana kadar yapılan aşılarında yanında bile duramadım..."kıyamam daha çok minik ağlamayı bile beceremiyor"dedim...Sonra "aaa kış vakti sünnet mi olur? ya bir de hasta olursa" dedim..."tam hareketlenmeye başladı-olmaz-"dedim..."diş çıkarcak gibi bir de onun acısı olmasın" dedim..."yüz üstü dönmeye başladı artık sabit tutamayız canı yanar" dedim..."galiba emekleyecek gelişimini yavaşlatır mıyız acaba?" dedim..."aslında erkek olarak en büyük maceralarından biri olacak acaba aklı erince mi yaptırsak?" dedim...En sonunda gayet -cool- bir edayla "niye onun adına karar veriyoruz ki? bedenine saygı duymamız lazım,bence sünnet olup olmayacağına kendisi karar versin" dedim...Eşim de gayet -cool olmayan- bir edayla "hooooopp" dedi, "Nisan ayında sünnet olacak"...SUSTUM.
Annelik sızlanmalarında zirveye ulaştıktan sonra yere çakılmıştım,artık kaçış yoktu...Sonuçta bu karar ikimizindi ve bebeğimiz için en iyisini istiyorduk. Erken sünnetteki en büyük amacımız o travmayı yaşamamasını istemekti...Korkmasın, hafızasında derin izler bırakmasın, yıllarca o kocaman amcaların gözlerini aça aça iki parmaklarını makas yapıp 'kırt kırt' gidecek mi ufaklık? sözlerine maruz kalmasın, sünnetle ilgili korkutucu hikayeleri dinlemesin istiyorduk...
Lakin nisan geldi çattı, Poyraz yedinci ayını bitirdi :) Biz hastane doktor arayışlarına başladık...Bir kaç yerle görüştükten sonra kararımızı verip sünnet gününü belirledik...
Günümüz belirlendikten sonra uykular haram... oğlumun yüzüne bakınca sanki bile isteye onun canını acıtacakmışız, haberi olmadan sinsice planlar yapıyormuşuz gibi bir suçluluk hissi... İşte bir değişik düşünceler, garip duygular toplanıp beynimde düğüm oldular. Sünnet hakkında bilgi edinmeye, yapılacakları belirlemeye, neler düşüneceğimi belirlemeye çalışıyorum. Bazen her şey yerli yerinde oluyor sonra puff...hepsini unutmuşum... bir panik hali, kalbimde kanat çırpan kuş, fonda sadece kelime-sünnet- İnşallah sakinlik gelip beni bulur...Sonuçta büyüklerimizin söylediğine göre bu da bir mürüvvetmiş...Ne mutlu evladımın mürüvvetini görüyormuşum :)
Bu arada 'ne var bu kadar abartacak?' diyerek moral verme ve karşısındakinin hislerini hafife alma çizgisini fark edemeyenler  -çok tatlısınız- 
Sünnet hakkında bilgi almak istiyoruz dediğimizde ...şu kadara yapıyoruz diyen özel hastane ve bizden nerdeyse araba parası talep eden özel hastane -çok tatlısınız-
'ooo demek artık erkek olacak' diyenler -çok tatlısınız-
'sen doğum için ameliyata girerken ben anne değil miydim?diye güç veren annem kalbindeki yangını en derinde hissettim sen de -çok tatlısın-
'hiçbir şey olmaz benim aslan oğluma, yanında ben de gireceğim ' diyen ve 'sen kan bile aldıramıyorsun' dediğimde 'benim sorunum kendi damarlarımla' diye cevap veren canım kocacım sen de -çok tatlısın-
Yıllarca 'ayy bir sünnet için bu kadar tantana yapılır mı?' diyen,sünnete karar verildiğinde 'annemleri falan çağıralım ya olur mu öyle bir başımıza' diyen, sonuçta hatıra olacak süssüz olmaz diyerek çocuğun odasını panayır yerine çeviren; olmazsa sünnet sonrası topluca aile yemeğine çıkarız'la başlayıp zaten iyileştikten sonra evde mevlit okuturum'a; arayıp soranlara 'hıhı sünnet düğününü büyüyünce düşünüyoruz' diyerek konuyu şölene vardıran ve bütün bunların havasına bürünüp 'düğünde kesin şööyle uçuş uçuş beyaz bir elbise giyerim,sünnet çocuğunun annesiyim sonuçta' hayallerine kapılan; eleştirdiği birçok şeyi yapmaya hazır ve nazır bulunan; esas konudan uzaklaşmaya çalışan KENDİM canım kendim sen de -çok tatlısın-
İçimi döküp kısmen rahatlamış oldum...tamamen rahatlama sünneti sağ salim atlattığımız zaman olacak inşallah...
O zaman ne zaman mı.....19 Nisan 2016 saat :15.00 
Dualarınıza talibiz...
Tabi buraya kadar okumuş olan ve bu konuda deneyim sahibi olmuş olan annelerin bakım, dikkat edilecek hususlar hakkında tavsiyelerine, moral, motivasyon cümlelerine de talibiz....

teşekkürler...

3 Nisan 2016

BEBEK BİSKÜVİSİ YAPIMI

Her aşaması ayrı bir heyecan, ayrı bir macera, ayrı bir arayış olan 'anne-bebek' maceramızın yeme -içme kısmındayız. Havuç,patates püresiyle başlayan çeşitli meyve püreleriyle yoğurtla devam eden menümüzü de biraz genişletmek durumundayız...
Her şeyin en organiğini bulmalıyım, en katkısızını yedirmeliyim gibi 'en en en...' bir anne değilim bu konuda nirvanaya ulaşmak için kendimi yoğun stres altına sokmaya ve bunu da bebeğime yansıtmaya pek niyetim yok. Ancak ben de elimden geldiğince dikkat etmeye çalışıyorum. Bazı ürünlerle ne kadar geç tanışırsa o kadar iyi olduğunu düşünerek bazen kendimce çaba içine giriyorum. Bisküvi durumu da aynen böyle...Aslında 'cici bebe'ye bayılan birisi olarak bebeğime de vermeyi düşünüyordum. Bu tarz bisküvi yerine geçebilecek şeylerin evde de yapılabileceğini öğrenince denemeye karar verdim. 
Tarifi sizlerle de paylaşmak istedim. Çünkü anne olmak kendi ellerinle yaptığın yiyecekleri bebeğine yedirirken büyük zevk duymak; blog yazmak da deneyimlediğin konuları paylaşıma sunarak aynı zevki yaşamaktır :))

Tarife geçiyorum ;

Malzemeler:
-  1 çay bardağı tam buğday unu
-  1 çay bardağı pirinç unu
-  yarım çay bardağı irmik
-  2 yemek kaşığı tereyağı
-  2 yemek kaşığı yoğurt
-  2 yemek kaşığı pekmez

Malzemelerin hepsini karıştırma kabına alıyoruz.

Malzemeleri karıştırıp hamurumuzu elde ediyoruz.


İstediğimiz ebatta şekiller verip tepsiye diziyoruz. (ben bayağı taklitçilik yaptım :))

170* sıcaklıkta 30 dakika pişiriyoruz.


Ve bisküvilerimiz hazır :)
 İlk önce "hhııımmm güzel koktu" diyerek evde dolanıp duran babaya tattırıyoruz :)) Daha sonra "bayağı güzel olmuş,tereyağı ne güzel tat vermiş" diyen babanın gazına gelip mutlaka biz de yiyoruz:)) Ayak üstü yavrucağın bisküvilerinden 3-5 tanesini yok ediyoruz :)) 
İşte ne kadar kaldıysa onları da kavonaza koyarak buzdolabında muhafaza ediyoruz.

NOT: Paket halinde aldığımız cici bebe bisküvilerinden elbette ki çok farklı bir tadı var.
          Çok sert bir yapısı oluyor. (Bisküvi sonuçta)
          

           Ben ufak ufak parçalara ayırıp üzerine biraz sıcak su döküyorum,yumuşuyor;daha sonra da içine istediğim malzemeyi karıştırarak yediriyorum. Oğlum çok da seviyor :)

           Ya da eline veriyorum sert sert diş etlerini kaşıyor. Arada da biraz biraz yemiş oluyor tabi. Ama benim verdiğim şekil ele verilmesine çok uygun değil sanki. Hepsini ağzına sokabiliyor :) O da biraz panik yaratıyor :))


          İşte bu kadar... Belki denemek isteyen olur...

          Teşekkürler....




30 Mart 2016

GÖBEK BAĞI

Önce plasenta gitti ardından son parça olan göbek bağı. Aramızdaki son somut parçaydı...o da düşüp gitti...yok canım ne duygulanması...oğlum doğalı yedi ay bitti ve ben hala bu parçayı ne yapacağımın kararsızlığını yaşıyorum. Şu an bir kutunun içinde dolapta duruyor. Dün yine elime geçti ve ben sanki çok derin bir mevzuymuş gibi düşünüp hayıflanıp durdum. Aslında söylenen,önerilen  çok fazla şey var ama hepsinin batıl olduğunu biliyorum. Bazen yok canım öyle hurafe işlerle uğraşamam diyorum. Bazen de amaan nolcak sanki o kadar söylendiğine göre vardır bir hikmeti diyorum. Yani elimde bulunan küçücük bir parça başıma dert oldu. Artık ne yaparsam içim rahat etmeyecek gibi. Zaten o kadar çok alternatif varmış ki insan hangisini seçeceğine karar veremiyor. O kadar farklı, ilginç şeyler duydum ve okudum ki resmen şaşırıp kaldım. Neler mi yapılmış :


- Eğitimli,okumuş olsun diye üniversite bahçesine gömenler. (Bu konuda sınırları aşanlar bile varmış, Amerika'ya gönderenler mesela:))



-Evine bağlı olsun diye evde saklayanlar. 



-Devlet işinde çalışsın, büyük adam olsun diye bir devlet kurumunun bahçesine gömenler. (Bilemedim! Aklıma hemen KPSS geldi.)



-Dini bütün, güzel ahlaklı olsun diye cami avlusuna gömenler.



-Adaletli olsun diye Adliyenin bahçesine gömenler.



-Hacca ya da umreye gidenlere verenler.



-Kur'an-ı Kerim içinde saklayanlar.



-Kardeş varsa ayrılmasınlar diye ikisini birlikte gömenler.



-Denizler gibi engin, sonsuz olsun diye denize atanlar.



-Uzun ömürlü olsun diye fidan dikip dibine gömenler.



-Bol bol baba parası yesin diye babasının ceketinin cebinde saklayanlar. (Güldüm ama yaa:))



-Annesine bağlı olsun diye annesinin çantasında taşıyanlar.



-Kızlarınkini gezenti olmasın diye kapı eşiğine gömenler; erkeklerinkini coşup,çağlasın diye dereye atanlar.



-Not yazıp,şişeye koyup denize atanlar.



-Miami'de plaja gömenler.



-Karadeniz'de çay bahçesine gömenler.



-Uzun ömürlü ve sağlam olsun diye çınar ağacının altına gömenler.



-Mevlana türbesinin bahçesine gömenler.



-Paşa olsun diye askeriyenin bahçesine gömenler.



-Bu zamanda yabancı dil şart diye İngilizce sözlük arasında saklayanlar:))



yaa nasılmış?? Ne kadar fazla şey var yapılabilecek değil mi? Kararsızlık yaşamakta, arada kalmakta haklıyım yani. Bazıları çok ilginç, bazıları komik, bazıları 'yok artık'. Ama bunları yapanları eleştirecek değilim herkesin kendi tercihi,göbek onların bağı onların sonuçta :) 

Peki ama ben ne yapacağım?
Yukarıdaki niyetlerden çoğunu elbetteki istiyorum. Okusun,büyük adam olsun,adaletli olsun,güzel ahlaklı olsun,annesine bağlı olsun,ailesine bağlı olsun,ömrü uzun olsun,coşsun,çağlasın,taşsın ama sadece birini nasıl seçebilirim ki. Bu kadar çok alternatif varken çöpe atasım da hiç yok. 
Kaynatıp suyunu farklı yerlere döksem olmaz mı ki...
Bilmiyorum.




28 Mart 2016

HER AYA BİR GÜZELLİK

Sürpriz hediyeler...küçük küçük hediyeler...özenle hazırlanmış paketler...ince detaylar...öyle düşünüyorum ki sevmeyen yoktur. Ben de bu duruma bayılanlardan biriyim:) Tabiki hediyenin her türlüsünü severim ama tek tek açtığım minik hediyeler sanki daha mutlu eder beni. Her pakette ayrı sevinç,ayrı heyecan yaşarım. Benimle aynı zevke sahip olan bir tanıdığım daha var...o da kardeşim:) hediye almak kadar hazırlamak da mutlu eder bizi. Bu zevkimizden yola çıkarak aylık hediyeleşme şölenleri düzenlemeye karar verdik :))) Her ay minik hediyelerden oluşan bir kutu hazırlayıp birbirimize göndermeyi düşündük. 
Hediyeyi hazırlamak da mutlu edecek, almak da mutlu edecekti... Daha eğlenceli olması adına da her aya kendimizce farklı bir tema belirledik :) Bu temaları belirlerken ilgili ayın özelliklerinden, kendi zevklerimizden, kısıtlamak adına da renklerden yararlandık. Ayrıca kutunun içine bir de o ay bizi en mutlu eden anları yazmaya karar verdik. 
Farklı şehirlerde yaşıyoruz, sürekli iletişim halindeyiz tabii ama yazmak bir başka olur diye düşündük. Mutluluğu pekiştirmek hiç de fena olmaz ;)

Bu düşünceye geç karar verdiğimiz için yılın ilk iki ayını kaçırdık. Mart ayının kolisi martın sonunda yani şu günlerde gönderilecek :) Bu ay temamız siyahtı...Siyah olan her şey ...Ben çok zevk aldım ve nedense heyecan duydum:) Bakalım devamı nasıl olacak. Mutlu edeceğini bilerek mutlu olmak çok güzel bir duygu.

Aylara göre belirlediğimiz temalarımızı da paylaşıyorum. Belki sizler de yapmayı düşünürseniz fikir olabilir.


sevgiler...

21 Mart 2016

KEYİF MERAK CHANEL

Aylar aylaaar sonra, hazır ortamım müsaitken oturup bir film izlemek istedim. Hem biraz aklım dağılır, gündemden uzaklaşırım, farklı konular düşünürüm dedim.
 Bazen izleyeceğim filmin süresinden bile uzun süren film seçme aşaması şükür ki kısa sürdü. Nasıl oldu bilmiyorum ama çabuk karar verdim. 
Seçtiğim film "Coco Before Chanel". Coco Chanel'in modada çığır açmadan önceki yaşamı anlatılıyor. Yetimhaneden çıkıp moda imparatorluğuna sahip olma süreci...Bir dünya markasının doğuşu...
2009 yapımı bir film. Konusuna göz atınca çok hoşuma gitmişti ancak film beklentimi karşılamadı. Daha çok güç,azim,emek yönlerini görmek istemiştim. Aşk filmi olmaya daha çok yaklaşmış ama o da tam olmamış. 
Belli bir zamanın modasına yön veren ve daha sonra etkileri yıllarca devam eden bir kadının mesleki yönünün daha ön planda anlatılmasını isterdim. Neyse, yine de oyunculuk ve görsellik açısından gayet iyiydi. 
Film bittikten sonra Coco Chanel'in fotoğraflarına baktım, biyografisini okudum. 
1930'lu yıllarda Atatürk'ün, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üniformalarını Coco Chanel'e tasarlattığını öğrendim. Askerler 1980'li yıllara kadar onun imzasını taşıyan üniformalar giymiş...Vay be! dedim. 
Nasıldı acaba diye biraz da o dönem askerlerinin görsellerine baktım. 
Chanel'in hayatını okurken 'Nazi Ajanı mıydı?' yazılarını gördüm. O konunun ayrıntılarına hiç girmedim. 
Atatürk, asker, polis, ajan derken hooop döndüm en başa. Bir film izleyeyim gündemden uzaklaşayım, kafamı dağıtayım diye düşünürken daha beter karıştı her şey. Daha çok yoruldum.
Keşke 'hıı güzel filmmiş deyip kapatsaymışım konuyu'. Ah şu merak!...

Google'a Coco Chanel yazdığımda sağ kenarda duran Chanel marka parfümün 729.00 TL olması da gözümden kaçmadı. O görüntünün beynimi götürdüğü düşüncelerden bahsetmicem bile...

Aylar aylaar sonraki 'film keyfi' düşüncem de böyle bayağı keyifli sonuçlanmış oldu...!!!





***Film boyunca uyanmayan oğluma kocaman teşekkür.


16 Mart 2016

Nerde o eski ölümler




Babaannem öldüğünde 81 yaşındaydı.

Bizimle yaşıyorlardı...çocuktum,çok net hatırlamıyorum, iyiydi aslında ama bir gün rahatsızlandı...hastaneye götürdüler...
üç gece hastanede yattı ve sonra öldü. 
Tam istediği gibiydi...duyardım,dua ederdi "üç gün yatak dördüncü gün toprak" diye. Kabul oldu duası.

Dedem babaannemden sonra gitti. O da 87 yaşındaydı öldüğünde. 
Hastanede yapılacak bir şey olmadığı için yatırmamışlardı.
Evimizde yattı o biraz. Demek ki babaannem kadar çok istememiş diye düşünmüştüm hemen ölmeyince. 
Annem babam çok ilgilendiler,tertemiz baktılar ona. 
Oldukça zor günlerdi...
her açıdan zordu...hiç hareket edemeyen birinin bakımı zordu, babayı ölüme hazırlamak zordu, evdeki ölüm kokusu zordu, her an Azrailin geleceğini bilmek zordu...
çocuktum,ölümle yeni tanışıyordum,korkuyordum,zordu...



babaannem ve dedem köyden çıkıp geldiklerinde elbette ki çok sıkıntı görmüşlerdi. Yokluk,açlık,bir başınalık,yersizlik...ama hepsini alt etmişler çok şükür. Uzun süre bizimle yaşadılar. 

Mutlulardı. Ölümleri de mutluydu.

Ve ben şimdi düşünüyorum da çok şanslılardı...



Evet bugün oturup bunu düşündüm. 
Ve dedemle babaannemin ölümlerine imrendim...

yaşlanmışlardı...belli bir sebebi yoktu...ölüm sebepleri yaşlılıktı...başlarında dualar okunarak öldüler...vücutları bir bütün halinde gömüldüler...

Ölüm sebebi yaşlılık...

ya da hastalık...sadece bunlar vardı...
sonra trafik canavarı eklendi...sonra canavarlaşmış insanlar eklendi...öfkeli kocalar,cinnet getiren anneler,gözü dönen evlatlar,kıskanan sevgililer,gürültüye dayanamayan komşular,sapıklıklarını örtmek isteyen caniler,
barışı ellerinde silahla arayanlar....

sonuç günahsız kurbanlar,gençliğini bile yaşayamayanlar,savaşın olmadığı bir ülkede şehit olanlar...




Evet oturup bunları düşündüm,irkildim,sarsıldım,korktum...

'Kalabalık ortamlarda bulunmayın'uyarısından korktum...
Parkta yanımızda oturan kişiye bile güvenemeyeceğimiz için korktum...
Daha, çok ateş düştüğü yeri yakacak mı diye korktum...
İçinde bulunduğumuz otobüs patlarsa diye korktum...

Tek parça gömülebilecek miyiz diye düşünüp korktum...
Bütün bu garip ölümlere alışıyoruz galiba diye korktum...
Bunları bana düşündüren olaylar yaşandığı için korktum...
Bunları düşündüğüm için kendimden de korktum...

Babaannem ve dedem yaşlıydı,mutluydu ve anladım ki şanslıydı.




8 Mart 2016

KUTLAMIYORUM!



 Kadın isterse illa ki mutlu olacak bir şeyler bulur. Kahve içer mutlu olur,saçını toplar,gözüne kalem çeker mutlu olur,sevdiği bir şarkı dinler acar iki satir kitap okur mutlu olur,yemek yapar,temizlik yapar mutlu olur,hava güneşli diye perdesini acar mutlu olur... Olur iste... küçük şeyler bile kadının gönlüne değince güzelleşir. Geniştir gönlü dünyayı içine sığdıracak kadar. İlla ki belirlenmiş bir günde yapılacak kutlamayı beklemez mutlu olmak için. Alışagelmiş sözleri duymayı, bir günlük özenilmiş davranışları beklemez.            
Sadece acıtmayın yeter!!

Ülkemde hala kadınlara kadın olduklarını bile hissettiremeyen erkekler çoğunlukta olduğu için, kadınlar sadece kadın olduklarından dolayı cinayetlere kurban gittiği için,güçlerinin,fedakarlıklarının ve lütuflarının farkına varılmadığı için,ülkemde ve dünyada birçok kadının     "dünya kadınlar günü" nden haberleri bile olmadığı için,bu günü kabul etmiyorum.
 "Dünya kadınlar günü" nü kutlamıyorum. Elit tabakanın düzenlenen yemeklerde çekilen acılardan bihaber kahkaha atacakları bu günü kutlamıyorum.

9 Şubat 2016

TAM DA BUGÜN...

Geçen sene bugünü defterime not düşmüşüm. Canım oğlumu (ki daha erkek olduğunu bilmiyoruz) görmek için kontrole gitmişiz. Ne güzel ne önemli ne heyecanlı bir günmüş. Tam sekiz haftalık olmuş. Bizim için tehlikeli bir hafta. Kalp atışını alabilecek miyiz acaba? Allahımm nasıl da atlattık o günleri heyecandan ölmeden. Nasıl durduk,nasıl oturduk kim bilir doktor için sıra beklerken. Aksi gibi o gün Yiğit Hoca da yokmuş en heyecanlı haftada...Hem kritik dönem hem Yiğit Hocamı göremicem. Nasıl olumsuz düşünmüştüm, kesin kalp atışı yok diyecekler...başka bir doktor bakacağı için şansımız kaçacak...Ama çok şükür ki benim endişelerim boşa çıkmış. Gitmişiz,kalp atışlarını duyup gelmişiz:) tabii mutluluktan uçmalar, bir bayram havası...tamam artık bu haftayı da atlattık ya sorunsuz risk azalıyor zaten...(her hafta için kurduğumuz cümleler) ordaymış, kalbi atıyomuş...duymak istediklerimiz zaten bunlar...

Canım bebeğim heyecanını hala en derinde hissediyorum...
Biz seni ay ay değil;hafta hafta hatta gün gün takip ettik...
Senin kalbin atsın diye, heyecandan kendi kalbimizi durdurma aşamasına geldik...

2015//9 Şubatmış 8 haftalıkmış...
Bugün yine aynı...
2016//9 Şubat 
Evimizde kokun var...
5 ay 10 günlük oldun...
Kalbinin sesini hala dinliyorum...
ahhh kalbini dinlerken nefesin,kokun,hareketlerin...hepsiyle gerçeksin!
İyi ki o kadar çok istemişiz seni...
Geçen sene günleri sayarken ve takip ederken bu sene tarih geçişlerine yetişemiyoruz nerdeyse.
zaman,saat ??? bilmem?? Poyrazın uyku öncesi,sonrası;yemek öncesi,sonrası;oyuna üç kala;banyoyu beş geçe...
Kucağımızdasın...varsın...sarabiliyoruz...bir senede neler oldu böyle??geçen sene bugün boyutun bile belli değildi nerdeyse!!

Geçen sene boyutu bile belli olmayan mercimek tanesiyken bugün 5 ay 10 günlük Poyraz ne yapar??? 
Sırt üstü yatmayı çok sever...uykusuzluğa dayanamaz...bazen kendi başını kendi sallayıp ninnisini mırıldanabilir...uykusu gelince boş boş bakar,gözlerini ovar,göz çevresi kızarır ve mızmızlanır...uzun süren uyku saatleri kısalmıştır...uyku arasında ses çıkarıp birimiz yanına gidince susar...yanında birilerinin olmasını sever...hala olduğu yerde dönmeyi,yuvarlanmayı bilmez...dönmesi için geriye konulan oyuncakları hiç umursamaz...biraz gamsızdır...işine gelmeyen umruna da gelmez:) yüz üstü yatmaktan çok hoşlanmaz,ilk dakikalar mutlu görünse de kısa süre sonra zorlandığını belli eden sesler çıkarıp,numaradan ağlamalar öksürmeler yapar...bulduğu her şeyi ağzına sokar...yanında yakınında ne varsa affetmez...hiçbir şey yoksa kendi elleri en tatlıdır... bol bol salyaları akar,salyalarını sildirmekten de hoşlanmaz...alt dudağını ısırmaya da bayılır...en sevdiği oyuncakları Tonti,Yusuf Yusuf (yusufçuk mu kelebek mi bilemedik) ,Minik Aslan,İbiş ve sert plastikten çıngıraklı bir top...oyuncakları sevme şekli ağzına almak...mutlu olmaktan çok sinir olur...çünkü hepsini ağzına alamadığı için hırslanır...İbişi konuşturmamıza bayılır,zaten ilk sesli gülmesini de o zaman duymuştuk...odasında durmak çok hoşuna gider...mutfakta vakit geçirmek de sıkıcı gelmez...çoook meraklı...her yeri incelemeye çalışır... kitaplar da oldukça ilgisini çeker...ek gıda zamanının geldiğini belli eden işaretler verir...yemeklerimize iştahla bakar...banyo yapmaya da bayılır...

Daha geçen sene varlığından bile endişelenilen Poyraz 5 ay 10 günlük olmuştur.Ve geçen her saat annesinin en büyük şükür sebebidir.Her haline hayran kaldığı mucizesidir. İçten edilen duanın dünyaya gelmiş halidir.

5 ay 10 günlük Poyraz artık yaşamın kendisidir.Baktıkça doyulmayan,bakmalara kıyılmayandır...

7 Şubat 2016

Başlarım Şimdi Anneliğe




İnstagramda takip ettiğim; yazılarını ve paylaşımlarını güzel,samimi,doğal bulduğum Şermin Çarkacı'nın yeni annelere yardımcı olmak,fikir vermek ve bir nevi yeni anneleri rahatlatmak için kaleme aldığı bir kitap. Malum ben de yeni anne olduğum için ilgimi çekti hemen kitabı edinip bir çırpıda bitiriverdim:))
 Okurken birçok konuda "ben gibi...ben de böyle düşünmüştüm..."diyecek kadar yaşanmış,yaşanacak,yaşanması mümkün konuları ele almış. Anneliğin ilk zamanlarındaki duyguları, endişeleri,kararsızlıkları,arayışları kendi yaşamından da kesitler vererek anlatmış. Evet tam bir anneliğe adım kılavuzu değil. Zaten amacı da bu değil anladığım kadarıyla.Net, bilimsel bilgiler vererek emir cümleleriyle yol gösterme durumu yok. Kendi karşılaştığı durumlardan yola çıkarak deneyimlediği konularla ilgili başlıklara yer vermiş. Konuları kendi karşılaştığı durum, uzman görüşleri, geleneksel bakış ve kendi uyguladığı yöntemler,püf noktaları gibi alt başlıklara ayırmış.
Emzirme, aşılar, hastalıklar,ek gıda, kreş sorunu... değindiği konulardan bazıları.
Kitap oldukça akıcı ilerliyor. Bebek izin verdiği sürede birkaç saatte okunabilir. Doğal ,samimi , genel olarak espirili bir dil kullanmış. Anneliğin o en güzel ama en zor en karmaşık ilk günlerinde bütün bunlarla nasıl başa çıkacağım diye düşünürken senin yaşadıklarını yaşamış ve bunların güzel taraflarını sana göstermeye çalışan birisinin olması insana oldukça iyi geliyor. Neticede emeği için teşekkürler oyuncu anneye...(Şermin Çarkacı'ya)



Benim için:net,bilimsel uzman görüşlerinin yanı sıra deneyimler daha fazla ilgimi çektiği ve deneyimleri daha gerçekçi bulduğum için bebeklerle ilgili de bu tarz yaşanmış,denenmiş şeyleri okumayı daha çok tercih ediyorum.

21 Ocak 2016

TEŞEKKÜRLER...

Doç.Dr. Ahmet Yiğit Çakıroğlu'na ithafen;

Önce Allah'ıma teşekkür ediyorum; adım adım beni size yaklaştırdığı,sizi bulmamı sağladığı ve nihayet sizinle buluşturduğu için...

Canım doktorum,güzel insan; size karşı öyle şükran ve minnet duygularıyla doluyum ki...Yıllardır beklediğimiz bebeğimize kavuşmamızda vesile oldunuz, elimizden tuttunuz, bizi ayağa kaldırdınız, bizi hayata kattınız...Ne yazsam,ne anlatsam,ne söylesem de içimde,kalbimde birikenleri dökmem mümkün değil. Sizi tanıdığım güne şükürler olsun...

Öyle yorgun, öyle ümitsiz, çaresiz, endişeli, korku dolu gelmiştik ki ilk randevumuza. Siz de öyle sakin, öyle anlayışlı, öyle yumuşak, öyle umut dolu, öyle acımızı anlayarak,hissederek, bize yardım etmeyi gönülden isteyerek bakıyordunuz ki...Öyle "insan" bakıyordunuz ki hocam... Bizi anladınız, içimizi rahatlattınız, kalbimize umut tohumları ektiniz, bize güvendiniz, cesaret verdiniz,inandınız... Odanızdan çıktığımızda panik halimizin yerini sakinlik almıştı. Biz de sizden, söylediklerinizden güç alarak tekrar görüşeceğimize inanmıştık.

İlk randevumuzdan bir buçuk ay sonra o beklediğimiz mutlu haberi verdiniz bize. Hamile olduğum kesinleştikten sonraki her görüşmemizde hep aynı şeyi söylediniz "ben inanıyorum,bu sefer sorunsuz olacak her şey..." Siz hep böyle dediniz biz de her seferinde size inandık. Tabiki endişelerimiz, bir türlü içimizden atamadığımız korkularımız vardı. Her görüşmemizde biten, bir dahaki görüşmemize kadar tekrar biriken endişelerimiz...
Bize dediniz ki hocam "kusura bakmayın ilk haftalarda kontrollerimiz sık olacak,sizi biraz yoracağız." Ne demek hocam, kusura nasıl bakılır, bu söz nasıl manalıdır, nasıl anlayış yüklü, nasıl tevazu doludur.

Sizin belirlediğiniz tarihlerde kontrollerimiz için heyecan dolu kalbimizle odanızın önünde bizi içeri almanızı bekledik. Öyle bir bekleyişti ki, kalbimiz atmaya yetişemiyordu sanki...Biz ve bizim gibi bir sürü hastanız,merakla,heyecanla gözlerimizi kapınızdan ayırmıyorduk. Siz her zamanki gayretinizle, bitmeyen enerjinizle, sabrınızla o kadar kalabalığa rağmen hiç bir bıkkınlık belirtisi göstermeden ışıl ışıl gözlerle etrafa bakıp gülümseyerek hastalarınızı tek tek odaya alıyor herkesi aynı ilgiyle dinliyordunuz. Durmadan,ara vermeden çalışan sizdiniz; dışarda beklerken hayıflanan bizler...

Bizi odanıza çağırdığınızda her şey bitiyordu. Bütün kaygılarım,korkularım,endişelerim...Hemen bebeğimizin kalp atışlarını bulup dinletiyordunuz...O anların hafızamdan silineceğini hiç sanmıyorum; minicik bir kalp çırpıntısı ve sizin yüzünüzü aydınlatan gülümsemeniz... Her şey yolunda diyordunuz... ve inanıyorum ki en az bizim kadar mutlu oluyordunuz. Tılsımlı odanıza girdikten ve bebeğimizin kalp atışını duyduktan sonra sanki benim zihnim boşalıyordu. Soracağım bütün sorular aklımdan gitmiş oluyordu. Tabi siz nerdeyse soru sormamıza gerek kalmadan gerekli olan bütün bilgileri veriyor, gayet sakin davranıyor ve içimizi mutlulukla doldurarak bizi uğurluyordunuz.
Her görüşmemizde, ultrason cihazıyla bebeğime her bakışınızda sizin huylarınızdan en az birisi onda da bulunsun diye içimden dua ediyordum. İyi kalpli, güzel yürekli olsun; yardımsever olsun, hep olumlu düşünsün, gayretli olsun, kendine güvensin etrafına güven saçsın, özverili olsun, iyi yerlere ulaşsın ve hep mütevazı olsun, dürüst olsun, hep doğrunun peşinde olsun...

Günler, haftalar, aylar derken sona doğru yaklaştık...Sona yaklaştıkça da benim endişelerim, korkularım daha da arttı. Ama en büyük korkum doğumun hazırlıksız başlaması ve sizin doğumda bulunamamanızdı. Bir de ameliyat biraz zor olabilir demiştiniz...Allahım düşünemiyordum bile böyle bir durumu...

Şükür ki her şey benim hep dua ettiğim sizin de planladığınız gibi oldu. Hastaneye yatışımızı yaptık ve ertesi gün 31 Ağustos 2015'te bebeğimize kavuştuk. İçim öyle rahat girdim ki ameliyata siz  vardınız, emin ellerdeydik, bebeğim sizin ellerinize doğacaktı.

Yiğit Hocam bir nebze olsun rahatladım, içimden ancak bunlar yazıya dönüşebildi. Sayfalar dolusu beynimde, kalbimde saklı duruyor. Şimdilerde evimizde bir bebek kokusu var, ara ara ağlama sesleri duyuluyor, bizde bir heyecan bir coşku hakim; sanki güneş her gün evimizin bütün pencerelerinden bizim için doğuyor, sanki yarınlar daha anlamlı,gülmelerimiz daha gerçek...Minicik bir beden hayata bağlayanımız oldu, mucizemiz oldu. Ve siz; bizim mucizemize uzanan el oldunuz... Kahramanımız oldunuz...

Diliyorum ki bebeğime her bakışım göklere ulaşsın ve dua olarak sizin üzerinize yağsın...

Siz hep aklımızda, kalbimizde, dualarımızda olacaksınız...

Saygı, sevgi ve minnetle...