17 Ağustos 2017

Bugün benim doğum günümdü PEGASUS!!


Gurbette yaşamanın şüphesiz ki en güzel tarafı sevdiklerine kavuşmaktır. Hele ki özel günlerde bir araya gelmek günün anlam ve önemini kat kat artırır. Ayrı kalınsa bile birlikte çarpan kalplerin yanına gülen yüzler de eklenir...
İşte isteğimiz buydu...
Hayır hayır duygusal bir yazı değil bu, iç dökme diyelim...
Birkaç hafta önceden biletler alınmış, günü, saati belli...Gelecek olanlar da bekleyenler de hazırlıklarını yapmış. İş sağ salim kavuşmaya kalmış. Börekler fırında pişmiş; ev, anne gelecek düzenini almış...
Ancak!!
Nasıl bir uygulamadır bilinmez, hava yolu şirketinin çalışanı kalkmasına yarım saat olan uçağa 'kalktı' demiş! 
Annem ve babam... 
Şimdi yanımda olmaları gerekiyordu ama yoklar!
Ankara'dan Van'a gelmeleri gereken uçak için kalkış saatinin yarım saat öncesinden oyalanmaya başlamışlar. Orayla-burayla görüşün diyerek onlara bir yardım talebinde bile bulunmadan farklı uçak seferlerini teklif etmişler.
Kesinlikle uçağa alınabilirlerdi...Örneklerini gördüm.
Yardımcı olmaya çalışmadılar. 
Madem kalkış saatinden sonra geldiler, neden internet üzerinde bile görünmeyen bir fiyat üzerinden yeni bilet satışı yapmaya çalışıyorsun. 
Olmaz, de! Biletler yandı,iptal de! Pazarcı zihniyetli Pegasus!
Şikayet için arandığında 
müzik dinletmekten başka bişey yapmayan Pegasus!
Bugün bizi mağdur ettin!
Annem ve babamı çok üzdün, yordun...Heyecanlarını söndürdün...
Dedesini ve anneannesini bekleyen oğlumu üzdün...Anne ve babamı hava alanına götüren kardeşimi üzdün, strese soktun, kilometrelerce yol yaptırdın... 
Beni üzdün, öfkelendirdin, anne babama kavuşmamı engelledin...
Bugün benim doğum günümdü Pegasus!
Senden nefret ediyorum!




16 Ağustos 2017

Ben neden Serkan'ın suyunu içiyorum?

Elimde bir su şişesi,yarısını içmişim. Can sıkıntısından olacak şişeyi inceliyorum.  pek de adetim değildir aslında.
Öyle evirip çevirirken kocaman bir yazı dikkatimi çekiyor "SERKAN"...
Altında da galiba Serkan'a iletmek istedikleri motivasyon mesajı....
öylece kaldım,hiç hoşuma gitmedi bu durum.
Neden bu su benim elindeydi,neden Serkan'in suyunu ben içiyordum,mesajı neden ben okuyordum?
Nutelladan sonra bu saçma uygulama su şişelerine ne zaman geçmişti...arada benim kaçırdığım başka ürünler de var mıydı?... 
Asıl mesele amaç neydi? Su firmasının yapması gereken bir yenilik miydi? Satışlar mı artacaktı.. 
Su içmek zaten bir tercih meselesi değil ki, bir ihtiyaç...
neden yenilik yapma adına kendinizi zorlayıp bizim psikolojimizi bozuyorsunuz?...
Serkan'a bir mesajınız varsa arayıp bulup iletin..
neden bize başkasına ait olanı kullanıyormuş hissi yaşatıyorsunuz...
Üşenmedim,baktım.
223 kişiden bir tanesi Serkanmış Türkiye'de. O bir kişi için 222 kişiyi niye hiçe sayıyorsunuz... 
Serkan susadığı zaman arayıp kendine ait olanı mı içecek...
ya da bizler ismimizi bulamayınca ne olacak...
Su yani bu en fazla marka seçeriz, istediğimiz markaya ait olan raftan rastgele alıp döneriz.
zorlamayın nolur abartmayın...
bizler üstünde başkasının isminin bulunduğu esyaya el sürmemeyi öğrenen bir nesiliz. Yıkmayın tabularımızı...
2 yaşındaki oğlum bile arabalı su diyor...eşim kendi ismini arıyor..ben sırf kıllık olsun diye cam şişe arıyorum. Kıymayın bize...ölelim mi susuzluktan?...

14 Ağustos 2017

BABİL'DE ÖLÜM İSTANBUL'DA AŞK

Prof. Dr. İskender Pala'nın Eylül/2004 basımlı kitabını 
Aralık/2005' te okumuş ve altını çizdiğim satırları not almışım. 
Yıl 2017, ne güzel oldu tekrar elime geçmesi...
Hala aynı tat, aynı hayranlık...
Kitabı tekrar okusam acaba aynı satırların altını mı çizerdim yine...

2005 altı çizilenler:

* ...tutkun aşıklar gibi irademin hep başkalarının elinde bulunacağını o zaman anladım. Hiç kimse duymayacaktı çığlıklarımı, kimse sormayacaktı bana ne istediğimi. var olmanın dayanılmaz bir yük olduğunu benden daha iyi kim bilebilirdi oysa?

*...Rengim solarken, canıma batan dikenlerin hesabını soramadım kimselerden.

*...Ona aşk nedir diye sorsalar, tek bir cevap veremeyecek kadar aşk içindeydi.

*...Aşk ayrılığının bir azab olduğunu söylüyor, sonra azabın "a-z-b" kökünden türediğini, bunun da lezzet demek olduğunu söylüyordu. Demek ki aşkın azabında bir lezzet vardı ve dertleri zevk edinmeyince aşkın tadı çıkmıyordu.

*...Bir delilikti onunkisi, binlerce akıllılığa bedel!

*...Bir sarmaşık diyordu o aşk için. Aşk sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş. Bir sarmaşık çınarları, servileri nasıl sarmalarsa, aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri. Ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş sonunda. Dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür,çökertirmiş.

*...Aşıklar, aşka yeteneği bulunmayanlar tarafından kınanırlar.

*...Doğu'da gönül diye bir şey var ayrıca. Kelime anlamı bizim yürek veya kalp dediğimiz şey ama ondan çok ayrı bir kavram. Bir nesneden çok bir tavır,somuttan çok soyut bir öge, Muhammediler dışında gönlün ne olduğunu tam olarak mümkün görünmüyor.

*...Yağmurlu ikindilerde görülen hüzünlü bir rüya gibiydi hayat.

*...Aşk zaten bu demekti. Vuslatı isteyen aşık ayrılığa hazır olmalıydı. Bunun içindir ki ben, en mes'ud aşıkın, devamlı vuslatı isteyen ama hiç vuslatı yaşamayan aşık olduğunu düşünüyordum. Sevgilinin gelişinin ayak seslerini duyarak kıyamete kadar yaşanılabilir, ama vuslata erdikten sonra gideceğinin korkusuyla hemen can verilirdi. Sonunda vuslat olan bir ayrılık, dertleri zevke dönüştürür;ama sonu ayrılıkla bitecek bir vuslat, sevinci kedere boğardı.



13 Ağustos 2017

EŞLEŞTİRME OYUNU &Anne yapımı&

Kaynağını tam hatırlamıyorum ama görünce çok hoşuma gitmişti. Hem hazırlaması kolay hem de oğlumun çok seveceği bir oyun olarak aklımda kalmıştı. 
Uygun bir zaman bulup hemen kolları sıvadım. Genelde bu tarz oyunları birlikte hazırlamak da çok keyifli oluyor. Tabi hazırlama süresi üç katına çıkıyor, bastırılamayan bir enerjiyle baş etmek durumunda kalıyorsunuz. 
Merak neticesinde ortaya çıkan müdahaleler hiç bitmiyor. En baştan hazırlamak zorunda kalabiliyorsunuz. Yani çok keyifli oluyor :) 
Bu sefer ben işin bu keyif tarafını atlayarak ona sürpriz olsun istedim ve uyurken hazırladım. 
Uzun rulo kağıdım olmadığı için A4 kağıtları bantlayarak zemini hazırladım. Eşleştirmede biraz kolay olsun diye şekilleri farklı renklerde yaptım, rakamlara dikkat çekmek istedim. 
Ama şekillerin hepsini siyah yapmamın daha mantıklı olacağı kanısına vardım. Bence dikkat konusunda kapasitesinin altında kaldı. Rakamlar onun için daha fazla merak uyandırdı. Aynı renk oldukları için şekillerini inceledi ve düşünerek yaptı. Diğerlerinin üstündeki şekillere odaklanmadı bile. Aynı renkleri görünce hemen yerleştirdi. 
Sonuç olarak eğlendi mi eğlendi. Yere serilmiş büyükçe kağıt çok hoşuna gitti. 
İlk önce kağıdın üstünde şekilleri inceledik ve hepsini saydık birlikte. Bardakları gösterince mutluluk iki katına çıktı. Daha sonra onları inceledik. Ben oyunu anlatamadan aynısı diyerek koymaya başladı. Bu tarz eşleştirmeleri yaptığımız için. 
Bardağın ters konması gerektiğini söyledim şekiller görünsün diye ama kabul etmedi. Şimdiye kadar gördüğü bardak duruş şeklinin dışına çıkmadı. Ben kabul ettim :)
İki tur eşleştirdikten sonra bardakları alıp mutfağa gitti ve su koymak istedi. Elbette her oyunda olduğu gibi sonu farklı yerlere gitti:) 
Oyun da birkaç gün sonra çıkarılmak üzere göz önünden kaldırıldı.
*Tavsiye ederim, bence gerçekten eğlenceli, verimli ve pratik hazırlanan bir oyun.

Sevgiyle...



11 Ağustos 2017

Çocuklu ailelerin tercih edebileceği bir otel &Wonasis&

Tatil konusunda tercihimizi genellikle Ege'den yana kullanıyorduk.  Bu sene için düşüncemiz Antalya iken yolu daha fazla uzatmamak için Mersin'deki alternatifleri incelemek istedik. Ben çocukla yapacağımız yolculuğun en kestirme yollarını seçtiğim için zaten her oteli beğenebilecek durumdaydım. Ayrıca Antalya kadar zorlayıcı seçenekler de yoktu.
Bir arkadaşımızın tavsiyesi üzerine Wonasis Resort Hotel'i araştırdık.
Fotoğraflarını gördüğümde ve tanıtım videolarını izlediğimde benim için oldukça yeterliydi.
Geniş bir alana konumlandırılmış,içerisinde her türlü ihtiyaci karşılayacak imkanlara sahip, iki katlı birbirini rahatsız etmeyecek şekilde inşa edilmiş evciklerden oluşan, mükemmel bir peyzaj çalışması yapılmış bol çiçekli ve yeşillikli bir tatil köyü :)
Açıklamalarından okuduğumuz ve telefondan aldığımız bilgiler kadariyla bize mantıklı gelmişti. Karar verip rezervasyon yaptırdık. Gittik ve şükür ki pişman olmadık..hatta doyamadık...



En mutlu olduğum şey galiba oğlumun özgürce hareket edebilmesiydi. O kadar fazla yeşil ve düz alan vardı ki Poyraz'ın zirvede olan enerjisini bile tüketiyordu.
koş forrest koş :)





















 Odamızın önündeki bahçede doğayla iç içe  boyama yapan bir sanatçı :)

Gün boyu süren animasyon gösterileri akşam da belli bir süre bıdıkları eğlendiriyordu.



Çocuklar için ayrıca bir çocuk parkı ve çocuk kulübü vardı. Çocuk havuzları da oldukça güzel ve temizdi.

Otelin alanında farklı dizayn edilmiş dinlenme alanları vardı ve gerçekten huzur veriyordu.







 Öyle çok çiçek çeşidi vardı ki hepsi ayrı ayrı sevilmek istiyordu. Bu kadar fazla çiçek ve yeşillik olan bir ortamda ilginç olan durum hiç sinek olmamasıydı.



















Otelin içinde market, kuaför, spor salonu, masaj salonu... bulunuyor.
Biz yemeklerle ilgili de sorun yaşamadık.
Bence otelle ilgili tek sorun yarım pansiyon olması. Umarım bu konuyla ilgili bir düzenleme yaparlar.

NOT: Ben sadece kendi görsellerimi kullanmak istedim. Otelle ilgili daha fazla fotoğraf ve bilgiye ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.


Sevgiyle...


9 Ağustos 2017

LEYLEK YOLCUSUNA SERENAT

gelsen deniz taşar mı,
gerçekten dünyaya sığmaz mıyım?

güneş akşam doğar,
ay sabah mı çıkar acaba?

karıncalar uçar,
kuşlar toprakta mı yaşar?

yağmur yerden fışkırır,
gökkuşağı sadece siyah mı olur?

taşlar çiçek açar,
çiçekler toprağa mı tomurcuklanır?

gelsen diyorum,
bu kadar zor mu ki,
cennette kıyamet mi kopar?

                                       2013/İzmit







Bu serenadı yaptıktan tam iki sene sonra yolcum geldi... 
Canım oğlum, kıymetlim beraberinde bana bütün renkleri getirdi...
Sadece şükür... sonsuz şükür...
Böyle sabırla bekletene, bekleneni gönderene şükür...

6 Ağustos 2017

MERAKLI MİNİK DERGİSİ

Oğlum şu an iki yaşında ve biz neredeyse ilk birkaç aydan sonra kitapları ona yakın tutmaya çalıştık. O da algılamaya başladıktan sonra sürekli meraklı gözlerle sayfaları incelemeye çalıştı. Daha sonra minik parmaklar girdi devreye...sayfa çevirmeye bayıldı...Oturup kendi kendine bile vakit geçirebiliyordu kitaplarla...Eminim kitaplardaki her ayrıntıyı bizden iyi biliyordu...
Sonraları seçmeye başladı...belli ki bazı kitaplar daha fazla ilgisini çekiyordu...Ve biz mümkün olduğunca farklı kitaplarla tanışsın istiyorduk. Farklı resimlere baksın, farklı hikayeler dinlesin, resimlere bakarak biz ona farklı hikayeler uyduralım:) Kitapları alırken üzerinde yazan yaş aralığını pek önemsemedik açıkçası..bizim tercihimiz bu yönde oldu. belki de oğlumuzun yönlendirmesiyle bu duruma takılmadık. Çünkü üzerinde 0-1 yaş aralığı olan dokun-hisset kitabına ancak bir yaşından sonra dokunmak istedi. Hal böyle olunca biz de yazılana göre değil oğlumuza göre seçim yaptık.
Kitapçıda kitap arayışında olduğumuz bir gün gözüm dergi standına takıldı. Rengarenk çocuk dergileri.. Birkaç tanesine göz ucuyla baktıktan sonra incelemek bile istemedim...Çocukların bütün dünyasını çepeçevre sarması için abartılmış çizgi film kahramanları ve dergileri...
O sırada Meraklı Minik Dergisini fark ettim kısa bir süre inceledikten sonra alıp çıktım... Oğlum bir buçuk yaşındaydı ve dergi üç yaş üzeri içindi:) Olsundu :)
Eve gelip ayrıntılı inceledim ve fazlaca beğendim..Tam benim istediğimdi...Her ay belli bir konu...O konuyla ilgili açıklamalar...Güzel çizimler...gerçekçi resimler... konuyla ilgili hazırlanmış oyunlar...Dergiye ek olarak verilen eşleme kartları...posterler...vs.
İnternette de araştırdım ve abone olabileceğimi öğrendim...
Yıllık 60 TL gibi makul bir fiyata abone oldum.
Daha bir yılımız dolmadı...Bu zamana kadar gönderimle ilgili hiçbir sorun da yaşamadım. Hala her ayın başında, özellikle ben, konu ne olacak, neler yapacağız diye merakla bekliyorum.

Gelelim dergimize...

*Dergi TÜBİTAK yayınlarına ait...
*Sayfa sayısı 33
*Ağustos 2017, derginin 128. sayısı
*Satış fiyatı 4 TL
*Her ay dergiyle birlikte belirlenen konuya ilişkin eşleme kartları, renkli çıkartmalar, yine konuyla ilgili hazırlanmış bir oyun ve posterler veriliyor.
*Sayfa düzeni ve ele alınan konunun dergi içindeki sayfalara dağılımı bence çok başarılı. Konuya başlangıç yapılan ufak bir yazıdan sonra ilerleyen sayfalarda ayrıntılar yer alıyor. Aralara serpiştirilmiş bilmece, bulmaca tarzı oyunlar eğlenceli hale getiriyor.
* "Çok merak ediyorum" kısmında bir önceki ayda belirledikleri konuya istinaden soru gönderen çocukların soruları cevaplanıyor.
* "Haydi mutfağa" kısmında yine belirlenmiş konuyla ilgili çocukların sevebileceği tatta ve görsellikte yetişkinlerle birlikte yapılabilecek bir tarif yer alıyor.
* "Küçük eller işbaşında" kısmında çocukların kendi tasarladıkları ve hazırladıkları projeyle birlikte fotoğrafları bulunuyor.
* Derginin son kısmı "Kitap..Oyun..Öneri.." Farklı kitap tanıtımları ve oyun önerileri yer alıyor..

Her ay bu dergi bana ulaştığı için çok mutluyum. Şu ana kadar biz etkinliklerin ve oyunların sadece oğluma uygun olan kısımlarını yaptık. Henüz hazır olmadığı oyunları saklıyorum. Posterler oldukça hoşuna gidiyor hayvan posterlerini odasına yapıştırıyoruz. Duvarında, kendi boy hizasında gerçek bir penguen resmi görmek onu gerçekten mutlu ediyor.
Artık evimize her ay en az bir tane farklı görsellere sahip bir kitap girmiş oluyor. Amacım da zaten buydu. Mesela öyle çok kuş çeşidi fotoğraflarını inceledi ki,fazla detayı önemli değil ama güvercin,karga ayrımını yapması bile beni sevindiriyor. Onunla sürekli benzer kelimelerle iletişim kurmak yerine dergiyi incelerken farklı kelimeleri telaffuz etmek çok hoşuma gidiyor. Mesela derginin bir sayısından öğrenmiştik, artık helikopterlerimize 'heliport' yapıyoruz... :)
Ağustos sayısının konusu deniz, kumsaldı...Mesela dün oğluma ben denizlerdeki yumuşakçalardan bahsettim:) O gayet normal bir şekilde fotoğraflara bakarken ben hayretler içinde inceliyordum...Kabuklu deniz canlılarına bakamadım bile:) Derginin yanında hazırlanmak üzere verilmiş bir güneş siperliği vardı, üzerindeki resimlerden dolayı biz onu denizlerin kralı tacı yaptık...Bizim kral kafasına yamuk yumuk taktığı tacıyla dakikalarca eğlendi...
Önceki sayılardan aklımda kalanlardan 'pazara gidelim' vardı mesela sebze,meyveleri oradan öğrendi..
Kaya kartalından bahsettim...Çöl tilkisinin ne olduğunu birlikte öğrendik mesela...
'haydi dans edelim' sayısına bayılmıştık...Halk dansları kostüm kartları vardı birlikte birleştirdik...Farklı müzik türlerini açıp dinledik...Dans küpleri verilmişti dergiyle birlikte..Küpleri atıp üst yüzeye denk gelen hareketleri yaparak dans ettik...
Daha bir sürü şey...
Kesinlikle tavsiyemdir bu dergiyi edinin...
Umarım biz de Bilim Çocuk,Bilim Teknik aboneliklerine doğru sağlıkla yol alırız...

Sevgiyle...





5 Ağustos 2017

Meşhur Van Kahvaltısı Neden Meşhur?

Van'a geldiğimizde merak ettiğimiz şeylerin başında tabiki meşhuuuur Van kahvaltısı vardı. Neden bu kadar meşhur olduğuna dair aklımızda dönen sorularla birlikte ilk fırsatta kendi çapında ün yapmış bir  kahvaltı salonuna gittik. Kocaman bir tepsiden masamıza son sürat yerleştirilen tabakları incelemeye çalışıyorduk. masaya konan yiyeceklerden sadece birkaç tanesi bize farklı gelmişti. Onların da ne olduğunu öğrendik ve Van' a özgü yiyecekler olmasını ümit ettik.
Evet hala neden meşhur olduğunu anlamamıştık. Farklı illerde söylediğimiz serpme kahvaltının aynısıydı. 
Beyaz peynir, kaşar peyniri tipik market peynirleri...
zeytin...malum zeytin...üzerine zeytin yağı bile gezdirilmemiş...
yumurta...tavuktan...
bal...balın da Van' a ait olduğunu sanmıyorum. Çünkü şehrin içinde satılan ballar genellikle Hakkari ve Bitlis balı.
Otlu peynir...Evet...Van'a ait...Ancak oldukça ağır kokusu ve tadından dolayı herkesin yiyebileceği bir peynir değil.
Cacık...Süzme yoğurt,salatalık,maydanoz karışımı...içindekiler farklılık gösterebiliyor...
Sıcak olarak kavurmalı yumurta meşhur...Tabii alternatifleri var...
Bizim ilk kez tadına bakma fırsatını bulduğumuz ve yöreye ait olan KAVUT ve MURTUĞA...
Murtuğa...un yağ ve yumurta...un helvası benzeri bir şey...
Kavut... kavrulmuş buğday unu ve yağ... bal ile birlikte yenildiğinde gerçekten güzel bir tat...
Ceviz reçeli...tatlıyla aram iyi olmasa da itiraf edeyim masadaki en beğendiğim şey ceviz reçeliydi...cevizin yeşil halinden oldukça zahmetli bir şekilde elde ediliyormuş...
Diğer malzemeler zaten joker..domates,salatalık,kızartma...
Meşhurluğu nereden geliyor hala bilmiyorum ama semaver çayları ve sıcak Van pidesiyle bir güzel doyuluyor... 
Köy kahvaltısı popülerliğine duyduğum antipatim Van kahvaltısını da içine aldı...
Ne köy kahvaltısı köylere özgüydü; ne de Van kahvaltısı Van'a ...
Hepsi göz dolduran tabak oyunları...

Henüz şehrin en meşhur kahvaltı salonuna gitmedik...En kısa zamanda gidip nedenini bir de orada sorgulayacağım...ve fikirlerimi mutlaka paylaşacağım..

Sevgiyle...


KAVUT
MURTUĞA