21 Aralık 2015

BEBEĞİME DOĞRU...

İnsanlar plan yapar kader de onlara gülermiş... Kısmetten öte yol yokmuş... Sabrın sonu selametmiş... Kışın sonu baharmış... Dua her kapıyı açarmış... Önceden sadece yeri geldiğinde öylesine kullandığım bu sözleri öyle derinden tecrübe ettim ki...anlamlarını öyle güçlü kavradım ki... Şimdi inanarak, gerçekliklerini bilerek kullanıyorum. Olsun, selamate erdirene, baharı yaşatana, duaları işitene, dert verip adını zikrettirene şükürler olsun...

 Dedim ya planı insanlar yapar... Gerçeği kader yaşatır... İşte bizim de evlendikten üç yıl sonrasına planımız bebek sahibi olmaktı...Ne yazık ki bizim de planladığımızla kaderimiz örtüşmedi. Bebek düşünmeye başladıktan sonra peş peşe talihsizlikler yaşadık... Üç hamilelik, kalp atışı alınamaması nedeniyle üç kayıp... Tekrarlayan sebepsiz düşükler... Farklı hastaneler, farklı doktorlar... Yapılan çeşit çeşit testler, tahliller... Sonuç: belli bir sebebi yok!!! O dönemlerde kabullenemediğim cümleydi. Aklım almıyordu ya da kabul etmek istemiyordum... Bazı tahlillerden sonra dua ediyordum inşallah bunda bir sorun çıkar diye. İnternetten kendime hastalık arar olmuştum. Evet saçmalık belki ama yaşadıklarımın sebepsiz olmasını kalbim kabul etmiyordu. Sürekli farklı doktorlara gidiyor, belki birinin göremediği bir ayrıntıyı diğeri fark eder diye düşünüyordum. Ama hepsi aynı şeyleri söylüyordu." Bariz bir sebep yok... Ne yazık ki böyle vak'alarla karşılaşıyoruz...Bu durumlar bizi de çaresiz bırakıyor..." 

İşte bazen bir şeyi istersin olmaz, o olmadıkça sen daha çok istersin ya aynen o durumdaydım. Evet nasip olmayabilirdi, herkesin çocuğu olacak diye bir şey yoktu, evet bizim canımız sağ olsundu... böyle telkinlerde bulunuyordum kendime. Ama olmuyordu işte çok istiyordum... Bebeğimiz olsa şöyle olurdu, bunu yapardık, şunu alırdık, hayata daha mutlu bakardık... Bir sürü söylemler bir sürü hayaller... Yaşanılan psikolojik süreç öyle zordu ki... Fiziksel ve psikolojik yaşadığın sarsıntıların üstüne bir de farkına varmadan eklenen toplum baskısı her şeyi daha da zorlaştırıyordu. Sana karşı duygusal bakışlar, vah yazık! tavırları, yanında bebek ve hamilelik konularından kaçınmaları sen farkına varamadan içinde eksiksin! eksiksin! diye yer ediyordu. Aslında Allah'ın verdiği, onlara emanet ettiği bir şeyi kendi güçleriymiş gibi görmelerine içten içe sinir oluyordum. Ama zaman geçtikçe duruma duygusal açıdan bakmamaya çalışıyordum. Evet bu da bir sınavdı, sonuç önemliydi elbette ama süreçte sergilediğin davranışlar, sabır derecen de oldukça önemliydi. Bazen sabırlı bazen sabırsız; bazen umutlu bazen umutsuz  günler geçip gidiyordu. Bu sırada sürekli kendi çapımızda araştırmalara devam ediyorduk. Yaşadığımız duruma sebep olabilecek etkenler, bu alanla ilgilenen hastaneler, doktorlar... Artık birçok şeyi ezberlemiş durumdaydık. Karşılaştığımız birçok kişi bizimkine benzer hikayesi olanları anlatıyor, örnek veriyor, kendince moral veriyor en sonunda da mutlaka bir tavsiyesi oluyordu. "Çok strese giriyorsun ondandır, kendine dikkat etmiyorsun ondandır, vaktinde köpek kılı yuttuysan ondandır (evet bu yorumu yapan bile oldu), kesin bebeklerin erkekti, sürekli düşmeleri ondandır, hamile kalınca korkuyorsan ondandır...falan yerde bir doktor varmış, filan yerde bir hoca varmış..." Fazlaca tanık olduğumuz, ilgiyle, merakla, şaşkınlıkla dinlediğimiz şeylerdi. Hepsi de sağ olsun ilgilendikleri için kendilerince yorum yapıyorlar diye düşündük. 

En sonunda her şeye baştan başlamaya karar verdik. En önemli unsur doktordu bizim için. Evet bizimle ilgilenecek, bizi dinleyecek, uyum içinde olabileceğimiz alanında da iyi olan bir doktor. Çok fazla hastane ve doktor görmüştüm ve o zamana kadar karşılaştıklarımın hiçbirisi içime sinmemişti. Hele özel hastaneler ve onların popüler doktorları kestirip atmayı o kadar seviyorlardı ki, hemen en pahalı uygulama neyse onun yapılmasını söylüyorlar ve samimiyetsizlikleri yüzlerinden okunuyordu. Bu sebepledir ki devlet hastanelerine karşı korkum olmasına rağmen devlet hastanesinde görev yapan bir doktor önceliğimdi. Çok fazla doktor inceledim, gerekli gereksiz bütün bilgilerini öğrenmeye çalıştım. Hangi okuldan mezunu oldukları, görev yerleri, yaptıkları araştırmalar, çalışmalar, makaleleri, özel olarak ilgilendikleri tıp alanı, haklarında yapılmış yorumlar... Bunları kendime iş edinmiştim resmen. Şükür ki neticesini verdi. Günlerce süren düşüncelerden sonra kararımı vermiştim. İnşallah her şey yolunda gidecek, her şey çok iyi olacaktı. Yoksa kader beni ona doğru sürüklemezdi... 
Doktorum Kocaeli Üniversite Hastanesinde öğretim görevlisi Doç. Dr. Ahmet Yiğit Çakıroğlu'ydu. Artık randevu alıp doktorumuzla tanışmanın, ilk görüşmenin zamanıydı. İlk adım atılacak; uzun,zor,endişeli bir yola birlikte çıkılacaktı...  

2 Aralık 2015

YENİDEN...

Ben geldim diyeli iki seneden fazla olmuş... keşke gelmişken kalsaydım. ama olmadı; araya bir sürü hayat meşakkatleri girdi :) profil yazıma şöyle bir baktım da kendime bir çok sıfat yüklemişim. ama şimdi o sıfatların hepsinin önüne geçen yeni bir sıfatım var: ANNE. evet hepsinin önüne geçti, en güzeli, en kutsalı, en özeli oldu artık. Anneyim... Söylemesi bile doyumsuz bir haz. Artık kendimi sadece böyle tanımlasam bile yeridir " Poyraz'ımın annesi. " O zaman sizlere de yeniden merhaba... Yeniden ben geldim... Umarım bu sefer kalıcı olur ve içimde birikenler taşarak bloğumu doldurur...

Sevgiyle...