30 Mart 2016

GÖBEK BAĞI

Önce plasenta gitti ardından son parça olan göbek bağı. Aramızdaki son somut parçaydı...o da düşüp gitti...yok canım ne duygulanması...oğlum doğalı yedi ay bitti ve ben hala bu parçayı ne yapacağımın kararsızlığını yaşıyorum. Şu an bir kutunun içinde dolapta duruyor. Dün yine elime geçti ve ben sanki çok derin bir mevzuymuş gibi düşünüp hayıflanıp durdum. Aslında söylenen,önerilen  çok fazla şey var ama hepsinin batıl olduğunu biliyorum. Bazen yok canım öyle hurafe işlerle uğraşamam diyorum. Bazen de amaan nolcak sanki o kadar söylendiğine göre vardır bir hikmeti diyorum. Yani elimde bulunan küçücük bir parça başıma dert oldu. Artık ne yaparsam içim rahat etmeyecek gibi. Zaten o kadar çok alternatif varmış ki insan hangisini seçeceğine karar veremiyor. O kadar farklı, ilginç şeyler duydum ve okudum ki resmen şaşırıp kaldım. Neler mi yapılmış :

- Eğitimli,okumuş olsun diye üniversite bahçesine gömenler. (Bu konuda sınırları aşanlar bile varmış, Amerika'ya gönderenler mesela:))


-Evine bağlı olsun diye evde saklayanlar. 


-Devlet işinde çalışsın, büyük adam olsun diye bir devlet kurumunun bahçesine gömenler. (Bilemedim! Aklıma hemen KPSS geldi.)


-Dini bütün, güzel ahlaklı olsun diye cami avlusuna gömenler.


-Adaletli olsun diye Adliyenin bahçesine gömenler.


-Hacca ya da umreye gidenlere verenler.


-Kur'an-ı Kerim içinde saklayanlar.


-Kardeş varsa ayrılmasınlar diye ikisini birlikte gömenler.


-Denizler gibi engin, sonsuz olsun diye denize atanlar.


-Uzun ömürlü olsun diye fidan dikip dibine gömenler.


-Bol bol baba parası yesin diye babasının ceketinin cebinde saklayanlar. (Güldüm ama yaa:))


-Annesine bağlı olsun diye annesinin çantasında taşıyanlar.


-Kızlarınkini gezenti olmasın diye kapı eşiğine gömenler; erkeklerinkini coşup,çağlasın diye dereye atanlar.


-Not yazıp,şişeye koyup denize atanlar.


-Miami'de plaja gömenler.


-Karadeniz'de çay bahçesine gömenler.


-Uzun ömürlü ve sağlam olsun diye çınar ağacının altına gömenler.


-Mevlana türbesinin bahçesine gömenler.


-Paşa olsun diye askeriyenin bahçesine gömenler.


-Bu zamanda yabancı dil şart diye İngilizce sözlük arasında saklayanlar:))


yaa nasılmış?? Ne kadar fazla şey var yapılabilecek değil mi? Kararsızlık yaşamakta, arada kalmakta haklıyım yani. Bazıları çok ilginç, bazıları komik, bazıları 'yok artık'. Ama bunları yapanları eleştirecek değilim herkesin kendi tercihi,göbek onların bağı onların sonuçta :) 

Peki ama ben ne yapacağım?
Yukarıdaki niyetlerden çoğunu elbetteki istiyorum. Okusun,büyük adam olsun,adaletli olsun,güzel ahlaklı olsun,annesine bağlı olsun,ailesine bağlı olsun,ömrü uzun olsun,coşsun,çağlasın,taşsın ama sadece birini nasıl seçebilirim ki. Bu kadar çok alternatif varken çöpe atasım da hiç yok. 
Kaynatıp suyunu farklı yerlere döksem olmaz mı ki...
Bilmiyorum.




28 Mart 2016

HER AYA BİR GÜZELLİK

Sürpriz hediyeler...küçük küçük hediyeler...özenle hazırlanmış paketler...ince detaylar...öyle düşünüyorum ki sevmeyen yoktur. Ben de bu duruma bayılanlardan biriyim:) Tabiki hediyenin her türlüsünü severim ama tek tek açtığım minik hediyeler sanki daha mutlu eder beni. Her pakette ayrı sevinç,ayrı heyecan yaşarım. Benimle aynı zevke sahip olan bir tanıdığım daha var...o da kardeşim:) hediye almak kadar hazırlamak da mutlu eder bizi. Bu zevkimizden yola çıkarak aylık hediyeleşme şölenleri düzenlemeye karar verdik :))) Her ay minik hediyelerden oluşan bir kutu hazırlayıp birbirimize göndermeyi düşündük. 
Hediyeyi hazırlamak da mutlu edecek, almak da mutlu edecekti... Daha eğlenceli olması adına da her aya kendimizce farklı bir tema belirledik :) Bu temaları belirlerken ilgili ayın özelliklerinden, kendi zevklerimizden, kısıtlamak adına da renklerden yararlandık. Ayrıca kutunun içine bir de o ay bizi en mutlu eden anları yazmaya karar verdik. 
Farklı şehirlerde yaşıyoruz, sürekli iletişim halindeyiz tabii ama yazmak bir başka olur diye düşündük. Mutluluğu pekiştirmek hiç de fena olmaz ;)

Bu düşünceye geç karar verdiğimiz için yılın ilk iki ayını kaçırdık. Mart ayının kolisi martın sonunda yani şu günlerde gönderilecek :) Bu ay temamız siyahtı...Siyah olan her şey ...Ben çok zevk aldım ve nedense heyecan duydum:) Bakalım devamı nasıl olacak. Mutlu edeceğini bilerek mutlu olmak çok güzel bir duygu.

Aylara göre belirlediğimiz temalarımızı da paylaşıyorum. Belki sizler de yapmayı düşünürseniz fikir olabilir.


sevgiler...

21 Mart 2016

KEYİF MERAK CHANEL

Aylar aylaaar sonra, hazır ortamım müsaitken oturup bir film izlemek istedim. Hem biraz aklım dağılır, gündemden uzaklaşırım, farklı konular düşünürüm dedim.
 Bazen izleyeceğim filmin süresinden bile uzun süren film seçme aşaması şükür ki kısa sürdü. Nasıl oldu bilmiyorum ama çabuk karar verdim. 
Seçtiğim film "Coco Before Chanel". Coco Chanel'in modada çığır açmadan önceki yaşamı anlatılıyor. Yetimhaneden çıkıp moda imparatorluğuna sahip olma süreci...Bir dünya markasının doğuşu...
2009 yapımı bir film. Konusuna göz atınca çok hoşuma gitmişti ancak film beklentimi karşılamadı. Daha çok güç,azim,emek yönlerini görmek istemiştim. Aşk filmi olmaya daha çok yaklaşmış ama o da tam olmamış. 
Belli bir zamanın modasına yön veren ve daha sonra etkileri yıllarca devam eden bir kadının mesleki yönünün daha ön planda anlatılmasını isterdim. Neyse, yine de oyunculuk ve görsellik açısından gayet iyiydi. 
Film bittikten sonra Coco Chanel'in fotoğraflarına baktım, biyografisini okudum. 
1930'lu yıllarda Atatürk'ün, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin üniformalarını Coco Chanel'e tasarlattığını öğrendim. Askerler 1980'li yıllara kadar onun imzasını taşıyan üniformalar giymiş...Vay be! dedim. 
Nasıldı acaba diye biraz da o dönem askerlerinin görsellerine baktım. 
Chanel'in hayatını okurken 'Nazi Ajanı mıydı?' yazılarını gördüm. O konunun ayrıntılarına hiç girmedim. 
Atatürk, asker, polis, ajan derken hooop döndüm en başa. Bir film izleyeyim gündemden uzaklaşayım, kafamı dağıtayım diye düşünürken daha beter karıştı her şey. Daha çok yoruldum.
Keşke 'hıı güzel filmmiş deyip kapatsaymışım konuyu'. Ah şu merak!...

Google'a Coco Chanel yazdığımda sağ kenarda duran Chanel marka parfümün 729.00 TL olması da gözümden kaçmadı. O görüntünün beynimi götürdüğü düşüncelerden bahsetmicem bile...

Aylar aylaar sonraki 'film keyfi' düşüncem de böyle bayağı keyifli sonuçlanmış oldu...!!!





***Film boyunca uyanmayan oğluma kocaman teşekkür.


16 Mart 2016

Nerde o eski ölümler




Babaannem öldüğünde 81 yaşındaydı.

Bizimle yaşıyorlardı...çocuktum,çok net hatırlamıyorum, iyiydi aslında ama bir gün rahatsızlandı...hastaneye götürdüler...
üç gece hastanede yattı ve sonra öldü. 
Tam istediği gibiydi...duyardım,dua ederdi "üç gün yatak dördüncü gün toprak" diye. Kabul oldu duası.

Dedem babaannemden sonra gitti. O da 87 yaşındaydı öldüğünde. 
Hastanede yapılacak bir şey olmadığı için yatırmamışlardı.
Evimizde yattı o biraz. Demek ki babaannem kadar çok istememiş diye düşünmüştüm hemen ölmeyince. 
Annem babam çok ilgilendiler,tertemiz baktılar ona. 
Oldukça zor günlerdi...
her açıdan zordu...hiç hareket edemeyen birinin bakımı zordu, babayı ölüme hazırlamak zordu, evdeki ölüm kokusu zordu, her an Azrailin geleceğini bilmek zordu...
çocuktum,ölümle yeni tanışıyordum,korkuyordum,zordu...



babaannem ve dedem köyden çıkıp geldiklerinde elbette ki çok sıkıntı görmüşlerdi. Yokluk,açlık,bir başınalık,yersizlik...ama hepsini alt etmişler çok şükür. Uzun süre bizimle yaşadılar. 

Mutlulardı. Ölümleri de mutluydu.

Ve ben şimdi düşünüyorum da çok şanslılardı...



Evet bugün oturup bunu düşündüm. 
Ve dedemle babaannemin ölümlerine imrendim...

yaşlanmışlardı...belli bir sebebi yoktu...ölüm sebepleri yaşlılıktı...başlarında dualar okunarak öldüler...vücutları bir bütün halinde gömüldüler...

Ölüm sebebi yaşlılık...

ya da hastalık...sadece bunlar vardı...
sonra trafik canavarı eklendi...sonra canavarlaşmış insanlar eklendi...öfkeli kocalar,cinnet getiren anneler,gözü dönen evlatlar,kıskanan sevgililer,gürültüye dayanamayan komşular,sapıklıklarını örtmek isteyen caniler,
barışı ellerinde silahla arayanlar....

sonuç günahsız kurbanlar,gençliğini bile yaşayamayanlar,savaşın olmadığı bir ülkede şehit olanlar...




Evet oturup bunları düşündüm,irkildim,sarsıldım,korktum...

'Kalabalık ortamlarda bulunmayın'uyarısından korktum...
Parkta yanımızda oturan kişiye bile güvenemeyeceğimiz için korktum...
Daha, çok ateş düştüğü yeri yakacak mı diye korktum...
İçinde bulunduğumuz otobüs patlarsa diye korktum...

Tek parça gömülebilecek miyiz diye düşünüp korktum...
Bütün bu garip ölümlere alışıyoruz galiba diye korktum...
Bunları bana düşündüren olaylar yaşandığı için korktum...
Bunları düşündüğüm için kendimden de korktum...

Babaannem ve dedem yaşlıydı,mutluydu ve anladım ki şanslıydı.




8 Mart 2016

KUTLAMIYORUM!



 Kadın isterse illa ki mutlu olacak bir şeyler bulur. Kahve içer mutlu olur,saçını toplar,gözüne kalem çeker mutlu olur,sevdiği bir şarkı dinler acar iki satir kitap okur mutlu olur,yemek yapar,temizlik yapar mutlu olur,hava güneşli diye perdesini acar mutlu olur... Olur iste... küçük şeyler bile kadının gönlüne değince güzelleşir. Geniştir gönlü dünyayı içine sığdıracak kadar. İlla ki belirlenmiş bir günde yapılacak kutlamayı beklemez mutlu olmak için. Alışagelmiş sözleri duymayı, bir günlük özenilmiş davranışları beklemez.            
Sadece acıtmayın yeter!!

Ülkemde hala kadınlara kadın olduklarını bile hissettiremeyen erkekler çoğunlukta olduğu için, kadınlar sadece kadın olduklarından dolayı cinayetlere kurban gittiği için,güçlerinin,fedakarlıklarının ve lütuflarının farkına varılmadığı için,ülkemde ve dünyada birçok kadının     "dünya kadınlar günü" nden haberleri bile olmadığı için,bu günü kabul etmiyorum.
 "Dünya kadınlar günü" nü kutlamıyorum. Elit tabakanın düzenlenen yemeklerde çekilen acılardan bihaber kahkaha atacakları bu günü kutlamıyorum.