5 Ekim 2018

Ultra Ultra Ultra Her Şey Dahil

Yaz başında herkeste farklı heyecanlar, farklı kıpırdanmalar, farklı telaşlar başlıyor. Sıcaktan bunalacağını sürekli veryansın edeceğini bile bile nedense pek çok kişi tarafından özlemle ve büyük bir hevesle karşılanıyor yaz mevsimi. Şahsen ben öyle yapıyorum. Belki yazın izin, tatil, gezme konularıyla özdeşleştiği için bu izlenimi veriyordur insanlara bilemiyorum. Pek çok kişide gezilecek, görülecek yerler listesi; bu yerleri sıraya koyma telaşı. Zaman planlaması, maliyet hesaplaması. Ve yazın bütün anlamının yüklendiği, hemen herkesin tek amaca yönelir hale geldiği tatil! Hani, "bütün yıl çalışıyoruz, şöyle ayaklarımızı uzatıp bir hafta tatil de mi yapmayalım?" cinsinden tatil. Yaz mevsiminin odak noktası, mutlulukta ve keyifte nirvanaya ulaşılacağı düşünülen o bir hafta...
Güneş azıcık parlamaya başladığı andan itibaren tatil düşüncesi olanlar kendilerini turizm sektörünün geleni kapan kollarına bırakıyor. Hatta yok yok bu işe kıştan başlayanlar var. Sadece bir hafta yapacakları tatil mekanını bulmak için aylarını harcayanlar var. Kendimden biliyorum. 
Otel mi,tatil köyü mü, pansiyon mu? Oda mı, oda kahvaltı mı, yarım pansiyon, tam pansiyon, her şey dahil, ultra her şey dahil, ultra, ultra, ultra bir şeyler işte... Peki hangi şehir, peki hangisi...
En temizi, yemekleri en iyi olanı, havuzu çok olanı, saunası, masajı, hamamı olanı...Çocuk parkı, animasyon gösterileri, otel içinde doktoru...Pekii en kaliteli hizmeti en uygun fiyata sunan tesis hangisi?? Tesisi bulunca zor olan kısım bitiyor. Ama düşünceler ve karar verme...Asla! Oda kaçıncı katta olacak, kara manzaralı, deniz manzaralı, yandan deniz manzaralı, ortadan havuz manzaralı...Buna da karar verince bitti artık. Beklemek gerek, o bir haftada hiç bir aksilik çıkmamalı, hasta olunmamalı, herkes sadece mutluluğa odaklanmalı.
Ve artık zamanı gelen, mutlulukla, eğlenceyle geçmesi gereken bir hafta. Tesiste harika bir karşılama, elinde tesis programının listesi. Odaya yerleşme ve yarııışş...
O bir hafta yemek saatlerine yetişme ve mekanlarına ulaşma mücadelesiyle, havuz başında şezlong kapma mücadelesiyle, düzenlenen etkinlikleri kaçırmama endişesiyle geçen, sadece bu kadarıyla geçse en masum haliyle kalacak olan bir hafta...Kalabalıktan havuzda birbirine çarpıp pardon diyenler olmuş. Ruslarla sıkma tatlısı kuyruğunda bekleyenler olmuş. Akşam yemeğinde masa bulamayanlar olmuş. Rusça bilmediği için Türkiye'deki herhangi bir otelde yapılan animasyon gösterilerinden hiçbir şey anlamayanlar olmuş. Yiyecek çeşidinin bol ancak yiyecek hiçbir şeyin olmadığı otellerde çocuğunu doyuramayanlar, kendisi de aç kalanlar olmuş. Gecesine 500 tl verdiği otelde 1 liralık çubuk krakerle karnını doyuranlar olmuş. Havuzdan kaptığı mikrop ya da yemekler yüzünden çocuğu hasta olanlar olmuş. Çocuğuna üzülürken ondan daha beter hasta olanlar da olmuş. Fazla ücret ödeyerek tuttuğu deniz manzaralı odasının balkonuna yarasalar yüzünden çıkamayanlar olmuş. Pek çok şey yaşayanlar olmuş bu bir haftalık gözde tatil sürecinde. Birilerinin onu doyurmasını, animasyonlarla eğlendirmesini bekleyen bazıları ne doymuş ne de eğlenmiş. 
Çıkışta otelin bütün yıldızlarını gözünden kaydırmış.
Bir daha mı tövbee demiş...
Evine gidip ultra ultra ultra salçalı bir makarna yemiş.
Duydum yani ben😏