Bir anne ve çocuğu hep düşündükleri, hayal ettikleri yaşamın
içindeler… Etrafları yemyeşil kırlar, güçlü ağaçlar ve ağaçların aralarına
saklanmış kırların gülen yüzü olan rengârenk çiçeklerle kaplanmış…
Yolun sonu engin, mavinin her tonunu gösteren; belli ki
içinde pek çok yaşam barındıran, bazen en masum, en dingin bazen de en hırçın
ve öfkeli temizlik ve bereket timsali deniz…
Gökyüzü renklerini cömertçe denizle paylaşıyor… ara sıra
bulutları misafir ediyor…
Ve güneş… en heybetli, en cömert, en çok güven veren, en çok
umut veren, yaşamak için elimi tutun diyen…
Ortam güvenli… etraf yeşil, karşısı mavi, güneşin eli
tutulmuş…
Peki yürüdükleri yol?
Anne inceliyor, ilerleyecekleri yolda yürümeyi deniyor. Taş…

Taşları düşünmeden güven içinde olduklarını hissederek
yürümeyi deniyor. Olmuyor. Görülmeyen taşlar daha da zorlaştırıyor her şeyi…
Hepsini düşünerek yolunda ilerlemek ya da hepsini görmezden
gelerek yolunda ilerlemek mümkün olmuyor. Anne bunu anlıyor ve artık
kabulleniyor. İlerlemek zorunda oldukları, üzerine zorlukların döşendiği bir
yol var; yol kötü, sonu güzel, etraf cezbedici.
Taşların varlığını kabul edip içlerinden zarar verecek
olanları ayırmaya çalışarak, etrafın güzelliğini hissederek, yaşayarak yolda
ilerlemek en doğrusu.
Anne çocuğunu karşısına alıp anlatıyor. Her durumu
detaylandırarak… birlikte yürüyecekleri yolda bilmesi gereken her şeyi
paylaşıyor onunla. Taşlara takılmadan ilerlemeliyiz diyor.
Çocuk her şeyi biliyor artık yürüyecekleri yolla ilgili.
Bazen el ele bazen aralarındaki mesafe açılarak başlıyorlar yolculuğa. Güneşin
yakıcılığı, çiçeklerin kokusu, kimi ağaçların kırılan dallarına duyulan üzüntü,
maviliğin umut şarkısı eşlik ediyor yolculuklarına.
Ayağı taşa takılan çocuk düşüyor yere… Can acısı, dikkatsizliğine
duyduğu üzüntü, pişmanlık… yerdeki toz bulutlarını söndürecek kadar ağlıyor
çocuk.
Anne…
Annenin nefreti bir taş yüzünden bütün taşları sarıyor… annenin
yüreğiyle işbirliği yapan gökyüzü olanca gücüyle sularını yeryüzüne gönderiyor
ve yoldaki bütün taşları denize sürüklüyor.
O günden sonra bütün taşlar gökyüzünü yüreğinde
barındıranların acısından ve nefretinden korkuyor.
Kimse masumun ayağına takılan bir taş olmuyor…
Allah hiçbir annenin yüreğini çaresiz bırakmasın ❤
YanıtlaSil